|
ReıS
|
 |
« : Haziran 29, 2008, 12:51:16 ÖÖ » |
|
OSMANLI'DA TOPRAK İDARESİ ve TARIM
Osmanlı toplumunda ekonominin en önemli kolu tarımdı. Osmanlı Devleti, ekonomisinin en önemli kaynağı olan toprağı Miri Toprak olarak kendi mülkiyetinde tutmuştur. Devlet, toprakların işlenmesini reayaya bırakmış ve ekonomik hayatı düzenlerken her köylü ailesinin geçimini sağlayacak kadar toprağa sahip olmasına dikkat etmiştir. Osmanlı Devleti’nde ülke toprakları, mülkiyet hakkı bakımından “Mülk, Miri ve Vakıf” olmak üzere üçe ayrılmıştır.
1- Mülk Arazi: Mülkiyeti kişilere ait olan topraklardır. Bu tür topraklar kendi aralarında iki kısma ayrılmıştır;
Öşri Topraklar: Bu toprakları işleyenler Müslümanlardı. Toprağın mülkiyetine sahip olan Müslümanlar ürünlerinin bir kısmını devlete vergi olarak öderlerdi. Bu topraklar sahiplerinin mülkü olup, miras bırakabilirler, satabilir veya vakfedebilirlerdi.
Haraci Topraklar: Gayrimüslimlerden alınan topraklar olup, fetihten sonrada eski sahiplerinde bırakılmışlardır. Bu toprakları işleyenlerde her türlü tasarruf hakkına sahiptirler. Bunlar da “Harac-ı Mukaseme” adıyla üretim vergisi, “Harac-ı Muvazzafa” adıyla arazi vergisi verirlerdi.
2- Vakıf Arazi: Gelirleri cami, medrese, hastane, imarethane, han ve hamam gibi topluma hizmet veren kuruluşların masrafları için ayrılmış olan arazilerdir. Vakıf arazilerinin alınıp satılması kesinlikle yasak olup devlet tarafından da vergiden muaf tutulmuştur.
3- Mirî Arazi: Mülkiyeti devlete ait olan topraklardır. Devlet bu toprakları çeşitli hizmetler ve görevler karşılığı kullanıma vermiştir. Miri arazi gelirlerine göre şu bölümlere ayrılırdı:
Dirlik Araziler: Hizmet karşılığı olarak devlet adamlarına tahsis edilen arazilerdi. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, tasarruf hakkı köylüye, üreticinin devlete vermesi gereken vergi ise dirlik sahibine aitti. Böylece devlet hazinesinden memur ve sipahi maaşları için para çıkmamış oluyordu. Dirlikler gelirlerine göre üç bölüme ayrılıyordu:
Has: Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan dirliklerdir. Bunlar padişah, şehzade, beylerbeyi vb. üst düzet yöneticilere verilirdi.
Zeamet: Yıllık geliri 20.000 akçe ile 100.000 akçe arasında olan dirliklerdir. Orta derecedeki devlet memurlarına (kadı, divan kâtipleri vb.) verilirdi.
Tımar: Yıllık geliri 3.000 akçe ile 20.000 akçe arasında olan dirliklerdir.
Dirlik sahipleri kendisine verilen toprakları köylüye 50–150 dönümlük topraklar halinde dağıtır. Ve hasat zamanında köylünün yetiştirdiği ürünün vergisini alırlardı.
Tımarlı Sipahi Şu Durumlarda Toprağı Köylüden Geri Alabilirdi
Toprağı sebepsiz yere terk edenlerden,
Sebepsiz yere 3 yıl üst üste ekmeyenlerden,
Sebepsiz yere vergisini vermeyenlerden.
Tımarlı Sipahinin Köylüye Karşı Görevleri Şunlardır:
Köylünün güvenliğini sağlamak,
Köylünün tohum, gübre vb. ihtiyaçlarını temin etmek,
Köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamak
Osmanlı devleti dirlik sistemini uygulamakla birçok kazançlar elde etmiştir. Bunlar:
Devlet, üretimi denetimi altına almış ve sürekliliğini sağlamıştır.
Eyalet askerleri bu sistem sayesinde yetiştirilmiş ve devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur.
Devlet, bazı görevlilerine maaş vermekten kurtulmuştur.
Ülkenin bayındır hale gelmesi, araziden daha iyi yararlanılması, askeri masrafların azalması ve gelirlerin arttırılması sağlanmıştır.
Devlet, dirlik sisteminin uygulandığı yerlerde vergi toplama yükünden kurtulmuştur.
Bu sistem sayesinde ülkenin her tarafına yayılan askerler sayesinde köylerde bile güvenlik sağlanmıştır.
NOT: Has ve zeametler, ilgili kişilere görevde kaldığı süre içinde tahsis edilir, görevlerinin bitiminde geri alınırdı. Tımarlar ise kanunlara aykırı bir hareketi olmadığı takdirde sipahilere ömür boyu verilirdi. Sipahinin ölümü üzerine bazı şartlarda mirasçılarına kalırdı.
NOT: Tımar ve zeamet sistemi II. Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlandı.
NOT: Zaman içinde tımar toprakların Mukataa haline getirilip mültezime verilmesi yaygınlaşmıştır.
İltizam Sistemi: İltizam devlete ait bir gelirin ihale yoluyla şahıslara verilmesidir. 16. yüzyıldan sonra uygulamaya konulan bu sistemde devlete ait bir gelir genellikle 3 yıllık bir süre için açık artırmaya çıkarılır, en yüksek bedeli verene devredilirdi. Bu ihaleyi kazanan kişiye “Mültezim” denirdi. Mültezimlere dirlik sahiplerine verilen haklar tanınmıştı.
NOT: Bu sistemin en önemli yararı devletin acil para ihtiyacını karşılamasıdır.
Tımarların mukataa haline getirilip mültezime verilmesi şu olumsuz sonuçları doğurmuştur:
Mültezim baskısı altında kalan halkın vergisini ödeyememesine ve toprağını terk etmesine
İltizamların genellikle o bölgedeki zengin ve güçlü kişilere (ayan) verilmesiyle, taşradaki ayanlar güç kazanmaya başlamışlar ve devlete baş kaldırmışlardır
Tımar toprakların iltizama verilmesiyle, valiler eskiden tımarlı sipahiye yaptırdıkları güvenlik ve askerlik hizmetini, sarıca sekban denilen kapılarında besledikleri askerlere yaptırmaya başladılar. Barış döneminde veya beylerinin tayini çıktığında işsiz kalan ve levent adını alan bu insanlar eşkıyalık yaparak karınlarını doyurmaya başladılar.
NOT: İltizam yöntemi Tanzimat’a (1839) kadar yürürlükte kalmış, bu tarihte kaldırılmıştır. Ancak 1855'ten itibaren iltizama yeniden dönülmüştür.
Paşmaklık Arazi: Vergi gelirleri padişahların eşlerine ve kızlarına bırakılan topraklardır.
Malikâne arazi: Üstün hizmetleri nedeniyle bazı devlet görevlilerine verilen topraklardır.
Mukataa Arazi: Gelirleri doğrudan devlet hazinesine ait olan topraklardır.
Ocaklık Arazi: Gelirleri kale muhafızları ve tersane giderlerine ayrılan topraklardır.
Yurtluk Arazi: Gelirleri sınır boylarındaki askerlere verilen topraklardır.
Metruk Arazi: Otlak, yaylak, kışlak ve mera gibi tarıma kapalı olan ve halkın kullandığı topraklardır.
Toprak Sisteminde Meydana Gelen Değişmeler
Tımar sisteminin bozulmasıyla, "Dirlik topraklar" mirî mukataa'ya çevrilerek, yani gelirleri hazineye devredilerek, peşin alınan bir bedel karşılığı üç yıllığına "İltizam"a verilmeye başlandı.
NOT: Mültezim denen iltizam sahipleri daha fazla vergi toplamak için halka baskı yapmışlardır. Bu durum "Celali İsyanlarına" veya vergisini ödeyemeyen köylünün toprağını terk ederek büyük şehirlere göç etmesine neden olmuştur.
Devletin artan masraflarının karşılanması için Mukataalar mültezimlere üç yıllık dönemler için değil, ömür boyu verilmeye başlandı. Bu sisteme malikâne usulü denilir. (1695'te)
"Malikâne usulüyle" sağlanan gelirlerde yetmeyince, bu defa Mukataaların yıllık kârları paylara ayrılarak satılmaya başladı. Bu usule de Esham Usulü denilmiştir (1775).
Tımar ve zeamet sistemi II. Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlanmıştır.
1854'te Arazi kanunnamesi ile mülkiyet sistemine geçilerek, uzun süre bir toprağı kullananlar o toprağın sahibi olmuşlardır.
1858'de çıkarılan bir başka "arazi kanunu" ile tarım ürünlerinden alınan çeşitli vergiler kaldırılarak, tek vergi olarak aşar vergisi yürürlükte tutuldu
|